19.07.2009

Tobol Kazak Isırdı



(İşbu başlık, yaratıcılıklarına zeval gelmeyesice necip Türk medyasının, bu maçla ilgili olarak uydurup da aralarında paylaştığı, 'Az Daha Başımıza Kazak Örüyorduk' ya da 'Kazak Ter Yaptı' gibisi başlıklardan bizim payımıza düşenidir..
Şimdi ilk kez duyunca tuhafına gidenler
ya da hiç yaşamayanlar için söyleyeyim ki kazak denen şey ısırır.. Valla lan!)


Berezilya.com yönetimi, bu maç için ve benim için kıyabilecekleri bir harcırah ayırmış olsalardı eğer, bugün sizlere Kazakistan'ın Kostanay kentinden sesleniyor olacaktım; İstanbul kentinin Asya yakasında bulunan evimdeki, -çok afedersiniz- cüce ekran LCD televizyonumun karşısında konuşlanmış baba koltuğundan değil..

Koltuğa kurulup da uzaktan kumandanın yetkili tuşuna bastığımda maç başlamak üzereydi.. İlk gördüğüm 'yakın plan' kişisi, son duasını bitirmiş ve iki avucunu yüzüne sürmekte olan aslan kalecimiz Orkun Uşak idi..

Aslan lakabını boşuna sarf etmedik herhalde; onun aslanlığı, elbette hem Galatasaraylı oluşundan, hem de dua sonrası bir aslandan farksız şekilde sonuna kadar açabildiği, ağzından geliyordu..


Önüne çıkabilecek herhangi bir talihsiz kişiyi anında yutabilecek açıklığa ulaşabilen ağzını alabildiğine havaya açmakla Orkun'un kime ne mesaj yolladığını ya da biz fanilere ne demek istediğini pek anlayamadım; ama duasının etki gücünü anında anladım çok şükür!

Maçın henüz ikinci dakikasında Sabri Sarıoğlu'nun, topun rakipten gelişine doğru, parmakları üstünde gerçekleştirdiği -baletlere has- gayet zarif bir dönüş hareketi sonucunda -ağzı hala aralık kalmış kaleci Orkun'u da asla dışlamadan- 'hep birlikte' topu ağlarda gördük..
,

Bu muhteşem hareket sonrası Orkun, ağzını yeniden ardına kadar açmaya kalkışmadı belki ama doğrusu, Sabri'yi alkışlamamak için kendini zor tuttu..

Milli yorumcumuz Rıdvan Dilmen'in de buyurduğu gibi aralarında sıklet farkı bulunan iki takımın maçı, Tobol'un 1-0 üstünlüğüyle yine ve yeniden başlarken, sıklet farkının ne tarafa doğru ağırlık verdiği hususunda -en azından benim- biraz kafam karışmıştı..



Bu arada Rıdvan Bey, gol için 'Hayırlı Bir Gol' diyerek, içimizi bi güzel ferahlatıyordu sayın seyirciler.. (Allah ondan razı olsun!)

Maçı anlatmayan -başka yerlerde dahi olsa- adeta yaşayan Ercan Taner'in, rakip takım hakkında: "İki pas bile yapamıyorlar" ya da "Usta ayakları yok; zaten Galatasaray'ı karşılarında görünce olmayan ayakları da titriyor oğlum" mealinde konuştukça; Tobol, şakır şakır pas yapıyor, en azından bizimkilerden daha iyi bir oyun ortaya koyuyordu..




"Arda'yla Baroş işi çözer"

Maçtan önce -kadro açısından- farklı bir Galatasaray bekliyordum belki ama böylesini de değil.. Tek yabancılı ki o da kulübede mukim Baros dışında, kayıplara karışmış gibi görünen esas kadronun önemli bi kısmı ve yeni baba transferlerin tatili henüz bitmemişti sanırım..

Tamam, rakibin -teorik olarak- zayıflığı göz önüne alınmış; ona göre de 'genç ve tecrübesiz' bir kadroyla işi bitirmenin hesabı yapılarak maça çıkılmıştı.. Ancak gel gelelim, ilk yarının son anlarına da yenik durumda girivermiştik bile.. Üstüne üstlük, Galatasaray'ımızın tek bir gol pozisyonuna girdiğini dahi görememiştik..

Hiç bir olumlu sinyal vermeyen bu kadrodan umudunu kesmiş olan, Rıdvan Dilmen liderliğindeki tüm Türkiye, yedek kulübesine gözünü dikmiş, hareket ettikçe lüle saçları ahenkle dans eden esmer adamın inci dişlerine bakarak dua ediyordu..



Tam da bu sırada Rıdvan, içimizde yeniden bir ferahlık estiriyordu:

"Arda'yla Baroş işi çözer"

Ercan Taner, biraz umutsuz: "Çözer mi dersin?"

Rıdvan: "Çözer, çözeer!"



İkinci yarı başlarken, Barış Özbek'in yerine Arda Turan, Erhan Şentürk'ün yerine de Milan Baros girer.. Rıdvan yine bilmiştir; Baroş'un golü fazla gecikmemiş, hemi de Arda'nın kornerden yaptığı ortaya, kafasını uzatıvermiştir: 1-1..

Bu gole, daha doğrusu 'ortaya' en çok da Sabri şaşırır; bütün maç boyunca yaptığı sürüyle orta, nasıl hiç bir işe yaramadan dağlara, taşlara karışmış, nasıl tek bir Galatasaraylı oyuncuya bile kavuşamadan, hep rakibe nasip olmuştur?
Doğrusu, Sabri kardeşin bu olanları anlaması, pek mümkün görünmemektedir..



İleriye doğru oynamayı düşünebilen, daha doğrusu becerebilen oyuncu eksikliği, ilk yarı boyunca Galatasaray'ın oyununa kelepçeyi vurmuştu.. İkinci yarıda oyuna dahil olan iki adamın, en alt düzeyde katkılarıyla dahi, bütün takımın görüntüsünü ve kaderini değiştirebilmesi; -ne olursa olsun- üst kalitede ve teknik futbolcular olmadan takım oyununun oynanabilmesinin imkansızlığını gösteriyordu..

Servet Çetin'in eski heyecanıyla, kaldığı yerden aynen devam ettiğine tanık olduğum bu maçta, rakip kale önünde, forvetlerimizden çok onu görmemiz de başka bi tuhaflıktı..


Bayağı bi tepkime mazhar olmakta elinden geleni yapan, eski formundan hiç bir şey kaybetmemiş Sabri sayesinde, pozisyon ve heyecan yoksulu bu maçı, göz kapaklarım kapanıvermeden bitirebilmeyi başardım..

Son söz olarak ve bir Galatasaraylı olarak diyeceğim şu: Bu maçta ikinci yarıda oyuna giren Arda Turan ve Milan Baros'un yanısıra Galatasaray'ın önümüzdeki günlerde, Leo Franco, Nonda, Harry Kewell, Tobias Linderoth, 'Abdülkadir' Keita, Mehmet Topal ve Hakan Balta'lı bir kadroyla sahaya çıkacağını düşünürek, alabildiğine umutlanabiliriz.. Tabii 'takımsal' durumunuza göre, üzülebilirsiniz de..



(İş bu yazı Berezilya.com'da yayınlanmıştır)

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...